İnci Aral ile unutmak üzerine

KONUK

“Unutmak yoktur”

“Unutmak yoktur”
“İnsan unutmak zorundadır. Ama bu unutmanın kendisi değildir. Unutmak yoktur,” diyen İnci Aral’ın hem özel hem de yazarlık dünyasını okuruna açtığı, yazıya adanmış kalbinin ve zihninin bütün odalarını tek tek dolaştığı bir anlatı Unutmak. Usta yazarın iç dünyasına yaptığı bu eşsiz yolculuğa soruları ile Tolga Meriç eşlik etti. Ve bu muhteşem yolculuğun kahramanları BP Magazin Türkiye için bir araya geldi. 

‘Unutmak’, hayatınızla edebiyatınızı birbirlerinin ışığında aydınlatan bir nehir söyleşi. Fakat türdeşlerinden açıkça ayrılıyor ve zaten siz de ‘anlatı’ olarak nitelendirmeyi tercih etmişsiniz. Söyleşi türünü edebiyata dahil etmeyi nasıl başardınız?

Okurlarımın hemen hemen tümünden kitabın bir roman kadar sürükleyici ve heyecan verici olduğu görüşü geliyor. Bu hem benim hem de soruları hazırlayanın, yani sizin, kuru bir söyleşinin kalıpları dışında kalmaya özen göstermemizle ilgili olabilir. Daha ilk sayfalarda edebi düzeyi yüksek, ilginç bir anlatım çizgisi yakaladık ve bunu büyük bir heyecanla sürdürdük. Çok okunan, sevilen, deneyimli bir yazarın dilinden ve elinden çıkan her şeyin aynı içtenlik çizgisinde ve edebiyat içinde kalması doğaldır. Yani söyleşi biraz da kendiliğinden anlatıya doğru aktı. Ayrıca sorular çok iyi düzenlenmişti ve kitabın yoğunluk ve uzunluk ölçüsünü tayin etmede titiz davrandık. Otobiyografik çalışmalarda benim en fazla önemsediğim özellik yazarın kendisine dışarıdan, olabildiğince tarafsız bir gözle bakabilmesi, öncelikle bütün zaafları, eksikleri ve zenginlikleriyle bir insan olduğunu okura göstermesidir. Böylece bir insanın hikâyesi birçok insanın hayatı olabilir. Unutmak’ı sevenler kitapta kendilerini bulduklarını, unuttum sandıkları birçok şeyi hatırladıklarını hatta okurken duygusal savrulmalar yaşadıklarını ifade ediyorlarsa nedeni budur. 

Unutmak’ta bir yazarın hayatı, ülkenin politik ve psikolojik çözümlemeleriyle birlikte ilerliyor. Günümüz politikalarına doğmaktansa, kitaptaki tarihi sürece doğdunuz için kendinizi şanslı saydığınız oluyor mu?

Bir insanın hayatı yaşadığı dönemin, yerin ve koşulların içinde anlam kazanıyor. Benim kuşağım bu ülkenin çok karmaşık, olağanüstü çalkantılı ve can yakıcı süreçlerinden geçti. Biz böyle piştik ve dünyayı, hayatı kavradık. Belli bir bakış açısı ve değerlendirme ölçütü kazandık. Görüneni ve “doğru” diye sunulanı değil görünmeyeni anlamayı, olguların ruhuna inmeyi öğrendik. Bugüne baktığımda insanlarda öylesine bir kayıtsızlık, yılgınlık ve umutsuzluk görüyorum ki sözünü ettiğiniz duyguya kapıldığım ve kendimi gerçekten şanslı saydığım oluyor. Her şeye rağmen çok daha masum ama onurlu, aydınlık ve ilkeli bir ortamda yetiştim. Birçok şeyden mahrumduk belki ama değiştirme isteğimiz, cesaretimiz vardı. Bunun için de özgür ve umut doluyduk. 

Yazmaya bugün başlasaydınız, edebiyatınızdan eksilen bir şeyler olur muydu sizce?

Bu soruyu yanıtlamak kolay değil. Yine de sanmıyorum. Kitapta üzerinde önemle durduğum ve nasıl kazandığımı irdelediğim bir konu var. Düşünce ve ruh özgürlüğü. Ben buna biraz doğuştan sahiptim ama sonra büyük bir gayretle geliştirdiğim bir zenginlik olduğunu da gördüm. Dün ya da bugün ne fark eder ki! Şimdi de yazılacak çok fazla şey var görebilen ve yazarlık vicdanı taşıyan biri için. Hatta eskisinden çok daha fazlası var. Edebiyat bakmayı, görmeyi ve hissetmeyi becerebilen biri için dönem, çağ ya da süreçlerle sınırlı bir uğraş değil. 

Unutmak, bir yazarın kendi yapıtlarına bakışıyla da çok önemli. Kitabın bu yanının günümüze ve geleceğe neler söyleyeceğini umuyorsunuz?

Kitabın en önemli özelliği metnin akışının ve kurgulanışının yapıtlarımla gerçekten derin biçimde diyalog kurabilmiş olan ve “dilimin şifrelerini” çözen bir kişiyle birlikte ama klasik soru yanıt yönteminin ötesinde bir yaklaşımla oluşturulmuş olması. Sorular bana öylesine bir heyecan verdi ki kendi yapıtlarım üzerine konuşmak fırsatı ve cesareti buldum. Bir yazarın yazdıklarını kendi ağzından yani birinci elden yorumlaması elbette pek alışılmış bir yöntem değil ama sanırım kitabı hem ilginç hem de kalıcı kılıyor. Öte yandan bu bölümler, yazmak isteyenler, genç yazarlar ve araştırmacılar için yararlı olacaktır. 

Unutmak, bittiğinden bu yana, kurmaca yapıtlarınıza kıyasla, içinizde nasıl sürüyor?

Unutmak, gerçekten bütün yazarlık serüvenimde ayrı ve yüksek bir yere koyduğum bir kitap oldu. Önce benim hayatım çünkü. Bütün sıcaklığı, içtenliği ve alçakgönüllülüğü ile bir yazarın oluşum koşulları, yazma dinamikleri ve insani git-gelleri pek de denetleyemediğim bir biçimde, nerdeyse trans halinde sayfalara döküldü. Dostlarım, okurlarım Unutmak’ın en çok etkilendikleri kitabım olduğunu söylüyorlar. Çünkü birçok sayfada yaralarımın kabuklarını koparıp kanattım. Yine de iyi oldu, üstümden bir yük kalktı. Şu günlerde Unutmak’a biraz kayıtsızım. Orada anlattıklarımı unutmaya çalışıyorum. Birkaç yıl sonra yeniden okumak ve yazarken duyduğum heyecanı bir daha duyabilmek için.