Zeynep Eronat ile oyunculuk üzerine

KONUK

"Oyunculuk gerçek bir arınma”

Zeynep Eronat’ı şimdilerde ‘Parmaklıklar Ardında’ adlı dizinin Ziynet Kara’sı olarak seyrediyoruz. Usta oyuncu, oynarken gerçek bir katharsisten geçtiğini, arınarak yenilendiğini söylüyor

“Parmaklıklar Ardında” dizisinin Ziynet Kara’sı, tıpkı daha önce can verdiğiniz karakterler gibi, yine benzersiz. Oynadığınız her rolde tepeden tırnağa değişmeyi, kendinizi hiç tekrar etmemeyi nasıl başarıyorsunuz?

Teşekkür ederim Tolga’cığım. Beni şımartıyorsunuz vallahi! Sadece işimi çok seviyorum. Oyunculuk benim için sanki bir meslek değil de bir yaşama nedeni. Aslında “sanki” değil “kesinlikle” demeliydim. İçimde bir sürü kadın biriktirmişim farkında olmadan. Her rolde bir yenisi çıkıveriyor içimden. Elimde olmadan. Sadece çok derin düşünerek ve hissederek yapabiliyorum bunu. Eğer gerçekten dediğiniz gibiyse benim kadınlarım, kendilerini çok fazla düşünmemden, her yere kendimle taşımamdan. Başlayınca da artık hiç düşünmeden zincirleri tamamen salıvermemden... 

Sizin gibi her rolde bambaşka bir bedene ve ifadeye bürünebilen birkaç yabancı oyuncunun, ruhlarını sağlığıyla oynayacak kadar hırpaladıklarını okumuştum. Siz nasıl hissediyorsunuz kendinizi bunca rolden sonra?

Çok iyi hissediyorum. Yaşadığım gerçek bir katharsis; gerçek bir arınma. Tam manasıyla müthiş bir deşarj. İçine bir insan daha giyiyorsun. Kendin giderek daralıyorsun. O seni ele geçiriyor. Kemiklerine kadar, hücrelerine kadar. Ama arınmak yenilenmek demek değil midir zaten? Ve bu da sağlıklı bir şey değil midir aslında? 

Oyunculuğunuz öylesine görkemli ki, her seferinde sanata ve geleceğe ilişkin inancımızı, umudumuzu bir kere daha tazeliyor. Köşe yazarları sizi yazıyor, seyirciler birbirlerine eşsizliğinizi anlatıyor.

Gerçekten mahcup oluyorum bu güzel sözler karşısında… Ben sadece çok zevk aldığım bir şey yapıyorum. Bu bana öylesine büyük bir haz ve ego tatmini yaşatıyor ki; sevgili izleyicilerimden o kadar büyük bir sevgi görüyorum ki, daha fazla ne isterim Allah’tan! Ayrıca (burada biraz kahkahalarla gülüyorum) ben medyayı ve popüler kültürü avucumun içine alacak kadar medyatik değilim. Pek bir ilginçliğim yok bu manada. Öylesini seçmek özgürlüğünü kaybetmek ve bir daha da asla kendine ait olamamak demektir. Benimse vazgeçemeyeceğim en mühim şey özgürlüğümdür. Bunun ödenecek bir bedeli yok bende. Ödemek de istemiyorum zaten. Böyle çok iyiyim. 

Sizi her seyredişimde en çok istediğim şey onlarca sinema filminde oynamanız. Oyunculuğunuzu gelecek zamana ve kuşaklara filmlerle miras bırakmanız. Var mı üstünde düşündüğünüz sinema projeleri?

Ahhhh! Olmaz olur mu! Bekliyoruz. Cem Başeskioğlu yeni bir senaryo yazdı. Bence eşsiz bir senaryo. Kış olsun, karlar yağsın diye bekliyoruz. Para bulunsun ya da cesur bir yapımcımız olsun diye bekliyoruz. Hayata geçirilmesi çok zor ama geçirildiğinde de kıyamet koparacağından yüzde yüz emin olduğumuz, çok pahalı bir proje bu. Oynamaya en çok hazır olduğum rol orda beni bekliyor ve ben her gece uyumadan önce dua eder gibi Rabia’yı düşünüyor, onunla halleşip öyle uyuyorum. Cem zehri saldı yüreğime ve kenara çekildi. Allah sonumuzu hayır etsin! Bir gün mutlaka çekeceğiz o filmi. Galada bana kavalyelik edersin değil mi Tolga’cığım? 

Son beş on yılda isim edinmeye başlamış yeni oyuncuların çoğu, oyunculuğa sizi tiyatroda izledikten sonra karar verdiklerini açıklıyor. Bu nasıl bir onur sizin için? Bu tür açıklamaları işitince “Her şeye değmiş,” diyor musunuz?

Ben sadece sevgili Deniz Çakır’ı biliyorum. Daha başkaları da mı var? Keşke olsa! Ne kadar gurur verici bir şey bu! Ne kadar onur verici! Onları izlerken gurudan gözlerim yaşarır, ellerim patlayıncaya kadar alkışlarım…